![]() |
L.DOĞAN TILIÇ KÖŞE YAZILARI KEYİF YAZISI… Nasıl keyiflenmem; adımı ananlardan biri yılların gazetecisi, biraz da kıskandığım meslektaşım Nazım Alpman. Gerçi biraz dolaylı anmış, Mudurnu’da Hacı Şakirler Konağı sahibi BirGün’cü Mehmet Cantürk dostun ağzından, ama olsun köşesinde adım geçiyor ya… Ben bu gazeteciliğe, biraz da, gezmesi tozması çok olur diye heveslenmiştim. Bir süre gezip tozdum da. Lakin son 15 yıldır Ankara’ya çakıldık kaldık. Nazım’ı kıskanmam bundan. Bir bakıyorum; İz TV’de bir belgeselle karşımda. Elime National Geographic’i alıyorum, ne göreyim: atlamış Doğu Expresi’ne İstanbul-Kars yolculuğunu yazıyor. Köşesini okuyorsun, kâh orada kâh burada. Anadolu kazan o kepçe. Gitmeyi hayal ettiğim yerlerde dolanıp duruyor. Mudurnu’nun 250 yıllık Haci Şakirler Konağı’na da benden önce konuk olmuş. Nasıl kıskanmam! Bayramda, bayram keyfi niyetine, ÇGD Başkanı Ahmet Abakay’ın “Bakan Danışmanı’nın Not Defteri” kitabını okuyorum. Bazen kahkahayla, bazen kahrolarak çeviriyorum sayfaları; orada da Nazım. Şehircilikten sorumlu olduğunu sanarak, meğer yanlış alarmmış, peş peşe 5 devrim yapacağını sıralayan çiçeği burnunda bakanı makaraya sarıyor: “Efendim, bir devrim daha koyabilir miyiz? Parti geleneğinize yer alan Altı Ok’a denk düşmesi bakımından iyi olur. Habere orijinallik de katmış oluruz…” Bu alıntıdan yanlış sonuç çıkarılmasın; Abakay’ın 11 yıl 9 ayrı bakana danışmanlık yaparken tuttuğu notlardan oluşan kitap, sizi gülmekten kırıp geçirse de, aslında Türk siyaseti açısından derslerle dolu. Adımdan söz eden diğer köşe yazarımız Ara Nubaryan. Ara’yı şahsen tanımıyorum. Yazılarını keyifle okuyunca, araştırdım; epey genç bir arkadaşımız. Üslubu nefis. Okuttuğum birkaç arkadaş da tiryakisi oldu. Cesaretlendirici laflar ettim diye olsa gerek, o da tutmuş “Doğan Abi’nin her yazısı benim için bir derstir” demiş. Demiş de, bu gençler biraz fazla uçarı oluyor ya; ikinci cümlede ölçü kaçmış: “Onun BirGün ya da yazacaksa başka bir yerde yazmasını ilk önce kendim için kazanç sayarım”. Ara’cığım, “bir başka yerde yazmak” ne demek, bizim göbeğimiz BirGün’le kesilmiş! Neyse, belki sırf bayram olduğu içindir, “Casss bayramın kutlu olsun” diye epeyce arayıp geçen yazımı çok beğendiğini söyleyen oldu. Haldun (Karabudak), klasik müzik dinlemeye başlamama takmış. “Yahu, sen türkücüydün” diye girdi söze. “Türkü ne yaşlanır ne yaşlandırır”mış. Haftada üç gün (Çarşamba, Cuma, Cumartesi) Ankara’da Aşina’da sahne alıp türkü söylüyor ya, önce dükkânın reklamını yaptığından şüphelendim. Fakat o mekânın reklam işlerini TRT’de yılarca “Allı Turnam” programını birlikte yaptıkları Ali Kemal’in (Demir) yaptığını bildiğimden, Haldun’un “türkü de türkü” diye tutturmasının, benim gerçekten yaşlılık bunalımına girdiğimi düşünerek, samimi bir “tedavi” çabası olduğuna ikna oldum. Yine de, onu daha da telaşlandırma pahasına, “Evden çıkamıyorum, Haldun’cuğum” dedim. “Hanım çayımı veriyor, ben de televizyon karşına geçip uyukluyorum”. Aslında, televizyon karşısında uyuklamayı gerçekten severim. Ehh, televizyon da bu uyuklatma işinin hakkını veriyor. Fakat, ara sıra uyku kaçıran programlar da yapılmıyor değil. Cumartesi günleri “Demokrat” diye bir program var TRT2’de. Bizde de yazan Mithat Sancar hocamızın hazırlayıp sunduğu bir program. Kimleri çıkarmadı ki programa, büyük bir cesaretle ele aldığı konuları tartışmak için. “Kapitalizmi tarihin çöplüğüne atmayın, beş para etmiyor” diyen “geri dönüşüm işçileri” de, medyayı birlikte didik didik ettikleri de başka yerlerde kolay kolay söylenemeyecekleri söylediler. Haydi, gel de uyukla böyle programlar karşısında. İyi de, bunları niye mi yazdım? Reklam olsun diye değil, kesin. Ben adımı başka köşelerde görüp keyifleniyorsam, keyiflenmeyi hak eden dostlar da keyiflensin! |
|