![]() |
NAZIM ALPMAN KÖŞE YAZILARI Mudurnu’nun Demirciler Çarşı’ında iki tane semer ustası vardı. Genç olanı İhsan Doğruer 75 yaşında, 49 numaralı dükkanında mesleğini aşk ile sürdürüyor. Karşı dükkânda çalışan kıdemli usta İbrahim Soyugür ise geçen hafta 86 yaşında mesleğine, Mudurnu’ya ve hayata veda etti. Artık mesleğin bayrağı İhsan usta’nın elinde… Semer ustası, bir gazeteciyle karşılaşınca “bak-bak: sana bir derdimi anlatayım hele” diye başlıyor: -Şu köpekler var ya sokaklarda dolaşan, işte onların her birine nüfus kağıdı verilmeli. -Neden? -Neden olur mu canım? Alıyorlar hayvanları beslemek için sonra yavruları olunca atıyorlar sokağa… Daha kötüleri de var, köylerde birini ayırıp diğerlerini naçakla (küçük satır) parçalıyorlar. Kimse de bir şey soramıyor. Çünkü kaydı kuydu yok zavallıların. N’olur bunu yaz, olmaz mı? Mesleği bitmiş, son çırağını 30 yıl önce şoförlüğe doğru azat etmiş, ama kendisi için değil de kapısının önünde dolaşan sokak köpekleri için bir şeyler istiyor. Hani “kendim için bir şey istiyorsam namerdim” deyip de sonra her şeyi alanlar var ya, Anadolu insanı onların tam tersi bir noktada duruyor. İhsan ustayı bana bütün “BirGün ailesinin Mudurnu’daki hayat noktası” Mehmet Cantürk tanıştırdı. Yaklaşık 250 yıllık Hacı Şakirler Konağı’nın sıcak ev sahibi olan Mehmet ile dertleşirken şöyle yakındı: -BirGün’de yazan bütün dostların e-posta adreslerine mektup attım, Mudurnu’da bir kardeşiniz, bir pansiyonunuz, bir tas sıcak çorbanız var. Bir Doğan Tılıç’tan yanıt geldi, insan gelemeyecekse bile bir selam da yollayamaz mı? Mehmet Cantürk’ün, bir başka derdi de toplumsal dokunun cehalete doğru pupa yelken gitmesi… Mehmet kendisinden örnek verirken diyor ki: -Ben bu dağlarda çobanlık yaparken 14 yaşımdaydım, heybemde Yaşar Kemal’in İnce Memet’inin 1. cildi vardı. O dördüncü cildini yazarken de ben Abant Turban Otel’de garsondum, Yaşar Amca ile göl çevresinde birlikte yürüyüş yapardık. El yazmalarını bana da okuturdu. Şimdi her yan kitapçı dolu, gençlere bakıyorum da doğru dürüst kitap alıp okuyan yok. Mehmet’in derdi de tanımadan sevdiği dostlarını Hacı Şakirler Konağı’nda ağırlayamamak ve gençlerin kitaplarla büyümemeleri… BirGün’cüler (yazar ve okurları) gelirlerse bir de kitap okuyan gençlerle tanışırsa “Mehmet’in mutluluğuna değmeyin” halleri olacak. İznik’teki yeni nesil çinicilik dünyasının mütevazı ustası olan Remzi Gültekin ise yeni taşındığı dükkânında yerleşme telaşındaydı. Koskoca çini fırınlarını aynı sokak içinde de olsa bir yerden diğerine kol gücü ile taşımak az buz çile değildi. Ama Remzi ustanın çinicilik ile ilgili derdi bambaşka bir noktaya odaklanmıştı. İznik Belediyesi kenti küçük çöp kutularıyla donatmıştı. Bu iyi bir şeydi. Ama, Remzi Usta’nın takıldığı öyle bir ayrıntı vardı ki: -Benim 600 yıllık el sanatımı belediye çöp kutusuna layık gördü! Çöp kutularının yuvarlık yüzeyi çini desenleriyle boyalıydı. Hani İznik Çinisi ünlü bir marka ya, hizmet yapanlar bunu vurgulamak istemişler. Ama yüreğini, bileğini, beynini çiniye vermiş bir ustayı böylesine yaralayacaklarını hiç düşünmemişler. Remzi ustanın da en büyük derdi çini desenli çöp kutuları… Eğer çini ile çöp tenekesi arasındaki bu hırpalayıcı ilişki düzeltilirse Remzi Gültekin İznik’in en mutlu insanı olacak. İznik Gölü’ne tepeden bakan bir köy evine yerleşip, kendini doğaya sarıp sarmalayan ünlü dağcı Atilla Ulaş, üçü sakat on köpeğiyle birlikte mutluluktan uçarak yaşıyor. Hafta sonlarında Yalova’da çalışan eşi “misafir” olarak uğruyor. Bir de kendi çevresinden arkadaşları iki üç günlüğüne yatıya ve tırmanmaya geliyorlar. Biz, uzun yol arkadaşım fotoğrafçı Tolga Sezgin ile kahvaltı için uğradığımızda Atilla buruk bir mutluluğun ortasında duruyordu. Yaramaz köpeklerinden Maske, Biber ve Paçoz üçlü çete olarak ağaçtan düşen sincap yavrusunu yakalamışlardı. Atilla ağızlarından alıp, yavru sincaba evin bir odasını vermişti. Küçük sincap artık iyileşti, bizim ziyaretimizin adından Atilla onu ait olduğu yere, doğaya bıkacaktı. Bu yüzden hem mutluydu hem de biraz ayrılık hüznü yaşıyordu. Anadolu’da mutlu olmak için fazla çaba gerekmiyor. İnsanlar küçük parçaları birleştirip kocaman bir dünya oluşturmuşlar. Ara sıra onlara dokunmak güzel oluyor. İyi bayramlar. |
|